GÜNÜMÜZDE SANATSAL YARATIMI BELIRLEYEN KOSULLAR |
|
Sonuçta atom bombasini bulan fizikçi bulusunun etkisel ve toplumsal sorumlulugunu görmezden gelmistir. Yine son günlerin popüler olayi olan“ Kopyalama” yöntemi beraberinde siddetli etkisel ve dinsel tartismalari baslatmistir. Bu gerçekler, bilim adami çözmeye ugrastigi problemi seçerken problemin etkisel ve toplumsal boyutunu göz önünde bulundurmali midir? Yoksa sadece problemi çözmeye mi çalismalidir? Sorusunu bir kez daha gündeme getirmistir. Bu tartismalar bilim dallari arasinda iletisim ve koordinasyonu artirip topluma daha yararli duruma getirmeyi amaçlayan çalismalari yapmayi zorunlu kilmistir.“ Bilimin yararli kuramlarini, dar görüslü olmadan toplum hayatina uygulamak gerekiyorsa bunu kim yapacaktir? Bir yanda tek konuda çok sey bilip, diger konularda tüm cahil olanlar, öte yanda ise her konudan çok az anlayan fakat uzmanlik dali olmayan kisacasi baska biçimde bir bilgisizlik sergileyenler(7).” Bu çeliskisinin yarattigi gereksinmenin ortaya çikardigi kavram “ Sibernetiktir. ” “ Sibernetik bugünkü teknigin bilim felsefesidir(8) .”
Ancak ülkemizde üzerinde pek fazla durulmayan bir konudur. Sibernetige 20. yy'in felsefesi diyebiliriz. Yüzyilimizin baskin karakterini belirleyen teknik gelismeler, hep bu felsefenin isigi altinda olusmus, daha dogrusu bugüne kadar basariya ulasan her atilimin, bu felsefenin çerçevesi içine girdigi görülmüs ve böylece geçmisi kapsami içine alan sibernetik, gelecegin kesin sinirlarini çizme yoluna girmistir(9).” Sibernetigin dayandigi ilkelerin basinda termodinamigin (fizikte) bir yasasi olan, hiçbir sistemde yararli ve kullanilabilir bir enerjiye dönüstürülemeyen durmadan artan düzensizligin ölçüsü olan entropi gelir.Bugün plastik sanatlari evrensel deger ve bilimsel ölçekler içinde sorgulamak için sibernetik dedigimiz bilimlerin ortak disiplinine ihtiyacimiz vardir. “ Böyle bir gereksinmenin isigi altinda “Sibernetik” de “Bionik” gibi bir köprü bilimdir. Toplum hayatina yararli uygulamalar yapabilmek için, bilimler arasi uygulama yöntemlerinin en yeni, en önemli bölümüdür. Bilimlerden kastedilen sadece teknolojik bilimler degildir, kültürel ve toplumsal islevi agir basan plastik sanatlari da dahil etmek gerekir. Çünkü 15.yy. den baslayan endüstriyel ve bilimsel çevreden idealist bir estetik çikmistir(10).” Iste günümüz sanatinin biçimlenisinde bu estetigin önemli rolü vardir. Ayni idealist estetige dayali ürün veren iki farkli sanatçinin birbirlerine karsi asagilayici ve hosgörüsüz davranmasi bu uzmanlasmanin sonucudur. Uzmanlasma ya da kültürel odaklanma ayni zamanda kültürel bölünmeyi de beraberinde getirmistir. Kültürel bölünmeler sonucu olusan alt kültürler birbirleriyle iletisimlerini kaybetmisler, birbirlerinin dillerini anlamayacak duruma gelmislerdir. Çagimizin en önemli deger ölçütü olan globallesme (küresellesme) sibernetik düsüncenin kültürel uzlasmasidir. Bölünmeye karsi bütünsellesme organizasyonudur. Sanatsal yaratim sürecinde kültürel ve toplumsal kosullarin sanatçiyi etkileyecegi kesindir.
Günümüzde ekonomik kosullarin sanatsal yaratimdaki etkilerini incelerken degerlendirmemizi iki farkli noktadan yapmak zorundayiz. Birincisi; sanatçinin etkinligi ve sanat ürününün ekonomik degeri, ikincisi; sanat tüketicisinin tüketim için harcadigi ekonomik deger.
Sanat yüksek ekonomik deger gerektiren bir ugrastir. Sanat eseri için gerekli malzemeye ve teknolojiye ulasmak, tüketimi için zorunlu organizasyonlari olusturmak yüksek bir finans gücünü zorunlu kilar. Her ekonomik dönüsüm gibi bu toplam deger, sanatçinin zamana bagli olarak yaratim bedelini ekledigimizde tüketiciye ulasan birim deger de o kadar yüksek olacaktir. Sanatçi üretim sürekliligini olusturmak için eserini ekonomik degere dönüstürmek zorundadir. Iste bu asamada tüketici için sanat eserinin ekonomik degeri kavrami baslar.
Sanat eseri insanin estetik yasamina doygunluk kazandiran nesnedir. Bu nesneye sahip olmak, onu yasamak istegi insanlari sanata ve sanat eserine götürür. Bu sahip olma ve onu yasama bireysel oldugu oranda ona ödenen deger de yüksektir. Sanat eserinin bu “ Meta” yönü bu dolasim çarkini elinde tutan yeni bir sinif ortaya çikarmistir. Sanat pazarlayicilari dedigimiz bu sinif, serbest piyasa ekonomisinin bütün kurallariyla sanatçi ile sanat tüketicisi arasinda ticari bagi kurar. Günümüzde plastik sanatlarda bu isi galeriler, müzayede sirketleri, sanat pazarlama sirketleri yapmaktadir. Son bes-on yila kadar birbirinden bagimsiz çalisan bu galeriler simdilerde olusturduklari ortakliklarla sanatsal degisime Pazar arayislarini güçlendirmektedirler. Çogunlukla popüler olana yönelme, talebe göre program olusturma gayretleri özgün ve yeni soluk tasiyan sanatsal yaratimin gerçeklesmesini geciktirebilmektedir.Sanat eserinin “ Meta” olarak dolasimina alternatif olan sponsorluk kurumu ise sanat eserinin en az maliyetle izleyiciye ulasmasi gibi masum ve saygi duyulan gerekçesini, reklamla kendini ön plana çikarma eylemiyle gölgede birakmaktadir.
Devlet ise kendini yöneten iktidarlarin siyasi tercihleri ile hem sanati üreten hem de tüketen konumundadir. Ülkelerin kendine özgü kültür politikalari devletin sanata-sanatçiya bakis açisini belirler.
Tarihsel süreç içinde üretim iliskileri ile sanat arasinda dogrudan iliskiler vardir. Ekonomik ve siyasal iktidarlar sanata ve sanatçiya ekonomik destek saglarken çogu zaman yaratima ipotek koymak amacinda olmamistir. (Böyle oldugu dönemler de vardir. Bu konu ayrica “ güdümü sanat ” konusunda islenebilir.) Tam tersine amaci yaratima ortam hazirlamaktir. Ancak, sanat tarihi göstermistir ki; “ Sanati yalniz dis etkenlere baglamak ne kadar yanlissa, yaratisi yalniz aklin, ya da duygunun ve içgüdünün ürünü saymak da o kadar yanlistir; böyle bir davranis insan gerçegine aykiridir(11).”
Sanatsal yaratima etkisi olan bir baska faktör ise tarih ve gelenektir. Bugün çagimiz kültürel kisirlik içindedir. Daha önceleri sadece bazi toplumlari ve bazi kültürleri etkileyen bu kültürel kisirlik bugün bütün dünyanin ortak tehdididir. Burjuva sinifinin getirdigi seçmecilik, eklemecilik, devsirmecilik, egilimlerini güçlükle yenen bati toplumu benzer bir bunalimi da 1960 sonrasi sanayi toplumunda yasamaya baslamistir. Hizli sanayilesme, kirsal nüfusu endüstrinin kusattigi sehirlere dogru çekerken, köy-sehir-endüstri üçgeninde yogrulan bu kesim geleneklerinden, köklerinden, tarihlerinden kopmus kimliksiz bir kültürü yaratmistir. Özentiye dayanan, taklitçi, aktarmaci kültürü yaratan , kültürel bütünlük ve sürekliliklerini kaybetmis sehirli insan kümeleridir...Içinde bizim de bulundugumuz sanayilesmekte olan ülkeler grubunda sehirler “ Kendi kültürel simgesini yaratamamak diye açiklayabilecegimiz bir yozlasmanin pençesine düsmüs haldedirler. Halk kültürünün, folklorik kültürü sapasaglam duran sistemi bunlara maalesef dogru yolu göstermez. Çünkü aktarmacilik, devsirmecilik ve simgesel kargasa onlar için izlenecek yoldur(12).” Bu kültürün otantik, tarihsel-kültürel geleneklerden yoksun etkileri sanatsal yaratimda da önemli rol oynamaktadir.Oysa toplumlar tarihsel kimliklerini gelenek çizgilerini kültürel ögelerine aktardiklari oranda kültürel kurumlasmayi gerçeklestirirler. Bunlar arasinda organik bagintiyi kurup, degisen uygarlik içinde özgün kültürünü yaratamadiklari sürece toplumsal varolus süreci her zaman tarih tarafindan sorgulanacaktir. Çünkü tarih deniz gibi üzerine biraktigimiz her seyi günün birinde baska bir kiyida ayaklarimizin dibine vurur.
Günümüzde kentleri kusatan varoslarin yarattigi kültür, özgün kent kültürünü neredeyse azinlik durumuna getirmistir. Sürekli çatisim ve uyumsuzluk içinde olan bu iki yasam biçimi zaman içinde birbirlerinin sivri yanlarini törpüleyecek yeni bir kültür yaratacaktir. Adina simdiden metropol kültürü dedigimiz bu kültürün sanati da metropol sanatidir.
Metropoller gelecegin sehirciliginin kaderi olduguna göre bu metropol kültürünü ulusal kültürü olusturan kaynaklarla (Tarih-gelenek kökler gibi) baristirmanin gelecegin sanatinin biçimlenisine önemli katkilari olacaktir.“ Her çagin sanati içinde yasanilan çagin solugunu tasir”. Günümüz sanati da çagin basinda seri yasanilan birçok olaylarin etkisi altinda biçimlenmistir. Cografi ve tarihsel verilerin artmasi, psikoloji biliminin ulastigi sonuç, psikiyatrinin arastirmalariyla bilinçaltinin kesfi, adeta degismezligine kesin inanilan bilimsel kurallarin çökertilmesi, hele hele yüzyila sigan iki dünya savasi 1960'lar sonrasinin yeni tüketim toplumu, serbest piyasa ekonomisi ve liberalizm, ideolojilerin iflasi ve duvarlarin yikilmasi günümüz insanini çagin gerçegini sorgulamaya yöneltmistir.
Günümüz sanatini tam olarak degerlendirmek, bu karmasik iliskileri içeren etkenleri tam olarak kavrayabilmekle mümkündür.
* KTÜ Fatih Egitim Fakültesi Güzel Sanatlar Egitimi Bl. Resim-is Ögretmenligi Programi
• Aslier ,Prof.Dr. Mustafa.; Varolmayana Biçim vermek,Ist. DTGSYO yayini-4, 1980,s.1
• Turani, Adnan; Modern Teknoloji Karsisinda Sanat Yaraticiligi, Uluslar arasi Sanat Elestirmenleri Birligi(AICA) 8.kongresi- Türk Bildirisi
• Normille, D.;Teknoloji Review,Eylül 1996,Bilim Teknik Kasim 1996, s.44
• Madra, Beral; Yapay Resim ve Suzan Batu, Sanattan Yansimalar-5,s.17
• A.G.Y
• Özer, Bülent; Yorumlar-Kültür,Sanat,Mimarlik, Yem Yayinlari 1993, s.54
• Kabas, Özer ; Tüm Çevresel Gerçeklik, Istanbul DGSA yayini, yayin no 69,S.35
• A.G.Y
• Wiener ,Norbert; Emek ,Sibernetik ve Toplum,Özgün Yayinlari 1975,
• A.G.Y
• Yetkin,S.Kemal; Estetik ve Ana Sorunlari, Inkilap ve Aka Yayinlari Ist. 1979, s.38
• Özer, Bülent; Yorumlar-Kültür,Sanat,Mimarlik, Yem Yayinlari 1993, s.47
------------------------------------------------------------------
* KTÜ FATİH EĞİTİM FAKÜLTESİ
GÜZEL SANATLAR EĞİTİMİ BÖLÜMÜ |
|
Ögr.Gör. Kadir SİSGİNOĞLU*
Hizli bir degisimi içeren çagimiz, bu degisimin en belirgin özelliklerini toplumsal kültürün bütün katmanlarinda yasamaktadir. “ Hizli degisim ” çagimizin en önemli özelligi oldugundan düsünürlerin çagimiz için yaptigi tanimlar da hizla degismektedir. 1980'li yillar “ Uzay-Endüstri-Teknoloji ” çagi olarak tanimlanirken, 1990' li yillar “ Bilgi-Anlam, Iletisim ve Sibernetik ” çagi olarak, 2000' li yillar ise simdiden “ Vizyon ” çagi olarak isimlendirilmeye baslandi.
Son yüzyilin ikinci yarisindan sonra ortalama her on yilda bir kültürel degisimi yasayan dünyamiz, bu degisimin baslangicini aklin ve bilimin dogmatizme yeg tutuldugu aydinlanma düsüncesine borçludur. Bu düsüncenin somut görünümü olan “ Endüstrilesme ” ve “ sanayilesme ” ise, çagimizin basinda görmeye basladigimiz kültürel degisimin itici gücü olmustur. Bu kültürel degisimde “ çekici güç ” rolünü oynayan ise, yine endüstri ve teknoloji ile insanin gelecek zamana tasidigi kendi bireysel varligi ve degeridir. Insan bugünde yasarken bugünün gereksinimlerini, bugünün bilgi ve teknolojisi ile karsilamaya çalisirken, kendini gelecek zamana nasil tasiyacagi problemini de çözmeye çalismaktadir.
Peki bu degisim serüveni içinde sanatin konumu nedir? Kültür yasayan bir organizmadir. Bu organizmayi olusturan birimlerdeki yapisal degisimler süreç içinde dogal olarak ana yapiyi etkiler. Öyle ise, kültürün en dinamik organlarindan biri olan sanatin, degisim süreci içinde felsefe, bilim, teknoloji ve endüstri, tarih, gelenek, ekonomi, din ve siyasetten etkilenmesi kaçinilmaz olacagi gibi diger kültür organlarini etkilemesi de kaçinilmaz olacaktir.Bu karsilikli etkileme ve etkilesim “ Sanatsal Düsünce-Yaratim ve Biçimlenisi ” çagimiza tasiyan iletim gücüdür.
“ Varolmayan seye biçim vermek (1) . ” olarak tanimlanabilen yaraticilik, görsel sanatlarda sanatçi tarafindan gerçeklestirilir. Sanatsal yaratimi doguran, sanatçida üretim çarkina ivme kazandiran etkenler vardir. Bu etkenlerin etkime süreci yasanmadan, sanatsal yaratimin düsünsel kosullari olusmadan, yaratimin gerçeklesmesi düsünülemez. Sanatçi kisilikte dolum sürecini baslatan etkenler Mustafa ASLIER'e göre iç etkenler ( Degerlendirici Etkenler ) ve dis etkenler ( Tasiyici Etkenler ) dir. Iç etkenler sanatçinin yaratici birey olarak sahip olmasi gereken “ fiziksel ve tinsel yetenekleri ” içerir. Bunlar yasamsal ve çevresel etkilenimleri ( Dis Etkenler ) bir bileskede toplayarak sonuca ulastirir. Dis etkenleri ise, geçmise yönelik birikimler ve çagimiza ait kültürel degerler olarak sinirlamamiz gerekir.
Sanatsal yaratimda birinci derecede öncelikli iç ve dis etkenleri ayni zamanda yazimizin konusu olan çagimizda sanatsal yaratimi belirleyen kosullarla paralellik gösterdigi için, simdi çagdas sanatin biçimlenmesini saglayan kosullari inceleyebiliriz. Sirasiyla Bilim, Endüstri ve Teknoloji, Düsün( Felsefe ), Ekonomik Kosullar, Tarih ve Gelenegin Sanatsal Biçimlenise etkilerini incelemeye çalisacagiz.
Pozitif bilimlerin insan yasaminda etkin olmasiyla, insanin yarattigi bütün kültürel degerler gibi sanat da bilimin etkilerini yansitir. Pozitif bilimlerle insan yasaminin birlikteliginin en fazla barisik oldugu yüzyilimiz, pozitif bilimlerin uygulama alani olan endüstri ile çehresini degistirmistir. Arka arkaya yapilan buluslar, toplumsal yasami ve çevreyi, dünya politikasini, felsefi düsün sistemlerini degistirirken, sanatsal biçimlenis de bu degisimlerden uzak kalmamistir. Atomun parçalanmasi sanatçiyi objenin parçalanmasina yöneltti. Endüstriyel gelisim ve teknoloji toplumsal gelisime ve yasama yaptigi çok önemli katkilarin diyetini insanliktan fazlasiyla istemeye basladi. Insan ile makine ve endüstri arasindaki denge ve uyum insanin aleyhine bozuldu. “Endüstri, kentleri kendi gereksinime göre biçimlendirmis, insani ise otomatlastirmistir. Endüstri insani endüstriden yilgin ve yorgundur(2).” endüstri bir taraftan insana modernizmin sonuçlarini sunarken, diger taraftan insani yalnizlastirip kisisel degerini azaltmaya, kendi içine kapatmaya baslamistir. Pes pese yapilan buluslar, bilimsel düsünce, endüstriye bagli olarak degisen ekonomik yapi, toplumsal tüketimin hizlanmasi yeniye olan istegi körükledikçe aninda üretilen ve tüketilen bir kültür yaratmistir. Bir düsüncenin ya da yaratimin bu kadar çabuk kabul görüp, ayni hizla itibar kaybettigi baska bir çag görülmemistir. Böyle bir toplumsal yapi içinde sanatçiyi inceledigimizde kendisi için, kendi içinde kesfettigi dünyasinda yasayan bir insanla karsilasiriz. Artik sanatçi nesnelerin görsel dünyasindan uzaklasmis kendi iç dünyasina uygun biçim ve renkleri kullanan biri olmustur. Teknolojik gelisim sadece endüstriye ekonomik yarar saglamamis, sanata üretimi kolaylastirici ve teknolojik strüktür açisindan nitelik artirici sonuçlar dogurmustur. Her sanat yaratimi teknoloji kullanimini zorunlu kilar çagin teknolojisini sanat üretiminde kullanmak çagin düsünsel yapisi ile sanatsal düsünce arasindaki ilgiyi saglamlastirir. Çagimizin, özellikle içinde yasadigimiz dönemin teknolojik olarak sanata katkisi strüktüreldir. Günümüze degin, teknoloji sanatsal yaratimda nesnel görüntüye uydurulurken simdi teknolojinin kendisi madde olarak sanatta yer almaktadir. Özellikle de heykel sanatinda. “Heykel sanatinda, teknoloji var oldukça agirligini yitirmeyecek tek akim kinetik sanat'tir. Ortaya çiktigi yillarda belli bir hareketi yineleyen basit geometrik formlardan olusan kinetik sanat ürünleri, son yillarda birkaç öncü sanatçinin çalismalariyla kendisini çevreleyen peyzaja, hatta izleyicilerine tepki veren daha karmasik ve teknolojik heykellere dönüsüyor.(3)” Heykelin temel statik yapisini kirma ve alternatif malzeme arayisindan yola çikan bu düsünce insana içinde yasadigi dogaya ilgi uyandirma, günlük yasamda bile bizi sarip sarmalayan teknolojiyle iletisim kurma isteginden kaynaklanir. Bu konuda Alexander CALDER ile baslayan arastirmalarin, temel üretim malzemesi ileri teknoloji olan Japonya'da etkili olmamasi düsünülemez. Kiyokuki KIKUTAKE isimli sanatçi teknoloji ürünü yapitlarinda bazen teknolojiyi yüceltirken bazen de mizahi bir anlatimla insanin çevreye ve dogaya olan ilgisini sorgulamaktadir.
Bugün dinledigimiz müzik , izledigimiz resim, heykel, mimari de yüzyil öncesinin biçimsel özelliklerini yansitmadigi gibi, düsünsel olusumlar ve içsel potansiyel açisindan da çok farklidir. Bugün teknoloji sadece anlatim araci degil bazen de misyonu olan estetik objenin kendisidir. Bir video-art da televizyon ekrani sanat eseridir. Kavramsal sanati ifade eden bir çok enstalasyonlar da teknolojik ürün, sanat ürününün bir parçasidir. Elektronik sesler günümüz müziginde önemli yer tutar. Resim sanati çagimizin basindaki biçim ve içeriginden çok uzaklasmistir. Artik bilimsel gelismelerin sonuçlarini sanata tasimaya çalisan sanatçinin yerini, bilimi laboratuar disiplini içinde sorgulayan sanatçi almistir. Sanatçi, sanat eseri üretimi sirasinda teknoloji kullanirken sanatçi sezgisi yeni teknolojinin ve yeni sanat ürününün pesindedir. Bu da günümüz ileri teknolojisinin “ teknoloji yaratan teknoloji ” kavramiyla bagdasmaktadir. Bilim ve teknolojiyi sanatsal yaratimla birlestirerek “ yarar ” a yönelik üretime yönlendiren BAUSHAUS okulu etkilerini uzun yillar sürdürmüstür.
Günümüzün en önemli düsünsel ve iletisim programlarini içeren bilgisayar teknolojisi sanatsal yaratimda da yaratim sürecinin en önemli teknolojisi olmustur. Bilgisayar, iletisimde zaman ve mesafe kavramini ortadan kaldirdigi gibi çagimizin insanini “ sanal sanat ” kavramiyla karsilastirmistir.
Dünyada 1960'li yillarda ülkemizde de 1980'li yilardan sonra hizla yayginlasan bilgisayar teknolojisi kendine özgü bir kültür yaratmistir. Bugün bilgisayarin kendi dili, kendi alfabesi ve kavramlari ile büyüyen çocuklar ileri yaslara geldiklerinde bu kültürü benimsemis olacaklar ve bu kültürü yayginlastiracaklar. Sanatin bütün alanlarina giren bilgisayar, son otuz yilda MARCELL DUCHAMP'in “hazir nesne” kavramiyla yarattigi devrim gibi önem tasiyan “yapay resim” dünyasini sanatçiya açmistir.(4). Bu yapay dünya bilinen gerçeklerin ögeleriyle degil, sanal gerçeklerin ögeleriyle olusturulmaktadir. “ Bu ögelerin birlesmesinden üç boyutlu, devinimli, enerjik ve degisim içinde sonsuz olanaklar dogmaktadir.”(5)
Newyork'ta yasayan bir sanatçi olan Suzan BATU, bilgisayarla büyüyen kusagin temsilcilerindendir. Bilgisayar teknolojisinin getirdigi açilimlar onun sanatsal yaratiminda kiskirtici bir rol oynamaktadir. BATU bir taraftan bilgisayar programinin verilerinden yararlanirken bir taraftan da bu görsel efektlere kendi dogaçlamasini eklemektedir.
Optik teknolojisinin son zamanlarda ulastigi düzey insan gözünün algilayamadigi gerçeklikleri görsellestirme boyutundadir. Diger bilimlerin sonuçlari da buna eklenince insanlara yeni görsel iletilerin ulastirilmasi olanakli kilinmistir. Fotografi tekniklerindeki gelisme, teknoloji kullanimini artirirken sanatsal yaratimi hizlandirici sonuclar yaratmistir. Diyaframin açilip kapanmasi, nesnelerin odak disi tutulmasi, mesafe ayarlari ile oynanmasi, filtreler, karanlik oda hileleri fotograf sanatinda alistigimiz görsel nesneler yerine soyut sanatin sinirlarini zorlayan görsel biçimleri yaratmistir. Simdilerde ise bilgisayar teknolojisinin fotografi tekniginde kullanilmasi fotografta karanlik oda kavramini ortadan kaldirarak yaratima arti zaman kazandirmistir. Bilgisayarlara bagli fotograf makineleri (digital teknoloji) ile henüz çektigimiz fotograflari kagit üzerinde görmeden üzerine diledigimiz deformasyonlari yapma olanagi yakalanmistir.“ Böylece, nesnenin görsel gerçekligi belirli bir degismez kaliptan kurtulup, objektife hükmedenin emrindeki çok yönlülüge sürüklenmektedir. Öylesine ki, makineyi kullanan kisi ayni nesneden isterse (n) sayida birbirinden farkli görsel gerçeklik üretebilir. Bu yönüyle, fotografçilik çagdas sanattaki konu- yaratici iliskisinin özgürlügüne de saglam bir destek getirmis olmaktadir(6). ” Bir yönüyle de “bilgisayar ve digital teknoloji yaraticiligi kisitlayici etkiler olusturmaktadir” tartismasini da yaratmistir.
Bugünün teknolojisi ve endüstrisini yaratan bilimlerdir. 1959 da Amerikali bilim adami J.T. THYKOUNER, o güne kadar ortaya çikmis bütün bilim dallarini kapsayan bir katalog yayinlamisti. O katalogda belirlenmis bilim dali sayisi 1150 idi. Günümüzde bu sayiya düzinelerle eklememiz gerekir. Bu kadar çok bilim dalinin olmasi bilimlerde uzmanlasma zorunlulugunu ortaya çikarmistir. Ancak bilimler kendi sinirlari içinde uzmanlasirken diger bilimlerin ilgi ve sorumlulugundan uzaklasmislardir. |